Tarih Pazar, 16th Kasım 2008 Yazan
->

Åžehirli bir ‘züppe’nin saf bir iliÅŸkide kendisiyle hesaplaÅŸması anlatıldığı dokunaklı film kendi çapında Türk sinemasının ‘Love story’si oluyor…
Film izlendikten sonra okunması önerimizle… Kitapçılar hayatın kırılma noktaları olabilir mi? KuÅŸkusuz herkes için deÄŸil ama, bazı filmlerin kahramanları için galiba öyle… Önce Antalya’da izleme ÅŸansı bulduÄŸumuz ‘Süt’e iliÅŸkin bir tüyo verelim; Semih KaplanoÄŸlu’nun üçlemesinin ikinci ayağında Yusuf, askerlik iÅŸlemleri için gittiÄŸi İzmir’de bir kitapçıda tanıştığı kıza sanki çok fena tutuluyor ama… (‘Ama’nın devamını film vizyona girdiÄŸinde görürsünüz. Aslında yine yakında gösterime girecek olan ‘Sonbahar’ın iki ‘kayıp ruh’u da birbirlerine kitapçıda rastlıyorlar). Öte yandan Hugh Grant’la Julia Roberts’ın baÅŸrollerini paylaÅŸtığı ‘Nothing Hill’de de benzer bir durum vardı, öykünün kahramanları bir kitapçıda tanışıyorlardı (HoÅŸ bu filmdeki aÅŸkın erkek kanadı, zaten kitapevinin sahibiydi ya neyse). Gelelim meselenin ‘güncel’ ayağına; bugünden itibaren gösterime giren ÇaÄŸan Irmak’ın son filmi ‘Issız Adam’ın iki ana karakteri Alper’le Ada’nın yollarının ilk kez kesiÅŸtiÄŸi mekân da bir kitapçı. Bu iki farklı hayat tarzının temsilcisini, Thomas Hardy’nin ‘Çılgın Kalabalıktan Uzakta’sı birleÅŸtiriyor. Film de zaten bu birleÅŸmenin öyküsünün ve açmazlarının etrafında dolaşıyor.
Lakin her zaman olduÄŸu gibi önce kısa bir özet: 30’lu yaÅŸlarını süren Alper, BeyoÄŸlu’nda ‘yeni dönem’ müşteriye hizmet eden cafe-restoranlardan birinin sahibidir. Kendisi de iyi yemek yapan Alper’in hayat çizelgesi bellidir; sabah kahvaltısını kendi mekânında yapar, öğleden sonra etrafta turlar, gece mutfakta müşterilerine maharetlerini gösterir, lambayı da genellikle para karşılığı seksle söndürür. Restoranındaki elemanlara ise ‘Uçana kaçana konar’ bir imaj çizer. Bir kitapçıda rastladığı ve peÅŸinden sürüklendiÄŸi Ada’ya gelince; bir ara sinema çevrelerine takılmış, film ve dizilerde çalışmış ama iki yıllık deneyimi sırasında o hengâmenin içinde var olmak istemediÄŸini anlamış genç ve güzel bir kızdır. Miniklere kostüm dikerek hayatını kazandığı küçük ve ÅŸirin bir dükkânı vardır. Alper’in ‘yoklamaları’na ise önce kayıtsız kalır ama ardından kendini, inandığı bir aÅŸkın kollarına atıverir. Her ÅŸey çok çabuk geliÅŸir, hatta bir arkadaşının düğününe katılmak için Tarsus’tan kalkıp gelen Alper’in annesi bile iliÅŸkideki yerini alır. Ada, ‘müstakbel’ kaynanasıyla çok iyi geçinir, ‘çok özel’ bir çaba göstermeden yaÅŸlı kadınla genç kız kaynaşır amma velakin…
Bir tekme de biz vursak
ÇaÄŸan Irmak, tanımsız bir zaman diliminde ve ülkede geçen ‘Ulak’tan sonra, mekân ve zaman açısından çok daha ‘tanımlı’ ve net bir hikâyeyle karşımızda. ‘Issız Adam’, ilginç bir film. Etkileri açısından kuÅŸkusuz yönetmenin en iyi iÅŸi olan ‘Babam ve OÄŸlum’u andırıyor. Hikâye, aslında ne aradığı konusunda kuÅŸkuları olan, daha doÄŸrusu bir iliÅŸkiyi yürütme yolunda kendini zayıf ve inançsız hisseden Alper’in dertleri üzerine kurulu. DoÄŸrusu hikâye hem Alper’i, hem de diÄŸer karaktere Ada’yı tanıtma aÅŸamasında, fazla ‘acaba’lar barındırıyor. Bu açıdan öyküyle kontak kurma aÅŸamasında zorlanıyorsunuz. Bunun en büyük nedeni de, anlatım problemleri deÄŸil, bizzat Alper’in kiÅŸiliÄŸi. Bugün hemen her iÅŸ kolunda, her disiplinde çokça rastlayacağınız, özellikle gazetelerin Cumartesi-Pazar eklerinde ‘baÅŸarı öykülerini’ adım başı okuduÄŸunuz ‘ahir zaman’ kahramanlarından biri Alper. BaÅŸarılı, ‘kentli’, kendine özgüveni had safhada ve bir o kadar da bireyci (bencil ya da egoist, kuÅŸkusuz daha doÄŸru tanımlamalar). Paraları var, görgüleri var, evet doÄŸru pek okumuyorlar ama mesela müziÄŸin eskisine bayılıyorlar. ‘Retro’ onlar için çok önemli. Eski 45’likler ellerinde, aÄŸlarına düşüreceklerini böyle kandırıyorlar. Dolayısıyla zaten gerçek hayatta yeterince nefret ettiÄŸiniz bu türden bir karakteri beyazperdede görmek, insanı fazlasıyla sinirli yapıyor. Bu açıdan ‘Issız Adam’a mesafeli baÅŸlamak ve giderek de kızmak mümkün. Çünkü ‘Alper gibilerin hikâyesinin neresine katlanacağım ki?’ diye düşünüyorsunuz. Hayatta karşınıza çıksa, düştüğü noktada ‘Bir tekme de ben vurayım’ diyeceÄŸiniz cinsten biri o. Ama sinemanın bir avantajı var; sizi karanlık bir salona hapsediyor ve böylece ‘tezlerini dayatma fırsatı buluyor (HoÅŸ, sinemayı daha çok DVD üzerinden takip edenler için böyle bir zorunluluk yok, bas ‘Pause’a, bitsin bütün dertler…).
Yıldız Kültür’e dikkat
Sözün özü, öykü boyunca sık sık ‘Yahu bu Alper gibiler mutluluÄŸu hak ediyor mu?’ türünde hesaplaÅŸmalar yaşıyoruz. Lakin ÇaÄŸan Irmak, tıpkı ‘Mustafa Hakkında Her Åžey’de olduÄŸu gibi kahramanın derdini aktarmaya ve onu bile anlamamız gerektiÄŸi yolunda bir çabaya giriÅŸmiÅŸ ‘Issız Adam’da. Sonuç? Film, bence hem hedefine varıyor, hem de ‘İyiydi’ notunu hak ediyor. Aslında ‘Issız Adam’, yaÅŸla ve hayat görgüsüyle birlikte daha çok sevilecek yapımlardan. Öngösterim sonrası genel hava karşımızdaki yapıtın daha çok genç eleÅŸtirmenlerin burun kıvırdığı, ortayaÅŸlıların ise beÄŸenip önemsediÄŸi bir film olduÄŸuydu. Bilmiyorum, ‘kuÅŸaklar üzerinden’ bu kadar kesin yargılara varmak doÄŸru mu ama kendi adıma ÅŸunu söyleyebilirim; kimi yerlerdeki mantık zorlamalarına ve filmin neredeyse tamamına sinen ‘demode’liÄŸe raÄŸmen ‘Issız Adam’, benim çok hoÅŸuma gitti. Ayrıca film sonrası bazılarımız, gözyaÅŸlarımızı tutamadığımızı birbirimize itiraf ettik bile. Duygusallığını bir tarafa bırakırsak, mesela oyunculuklar açısından film bazı yerlerde tökezliyor. Buna oyunculardan çok kimi diyalogların uzunluÄŸu ve gereksiz ÅŸiirselliÄŸi neden oluyor gibi. Ama yine de ‘Barda’daki performansını çok daha beÄŸenmediÄŸim Melis Birkan, bu kez ‘alkışı hak edecek’ biçimde rolünün üstesinden gelmiÅŸ. Alper’i canlandıran Cemal Hünel’e iliÅŸkin sanırım doÄŸru bir yargıda bulunmak için henüz erken ama bu film itibarıyla bazı diyaloglardaki gereksiz ‘ÅŸehirliliÄŸi’ ve abartmalı tanımları hariç, sınıfı geçtiÄŸini söyleyebiliriz. Anne Müzeyyen rolündeki Yıldız Kültür ise kısa ama harika oynuyor. Fakat onun da şöyle bir zaafiyeti var; yüzü ve ifadeleri çok ÅŸehirli ama karakteri taÅŸralı (hatta Tarsus’u bilen arkadaÅŸlar, “İyi de Tarsuslu biri bu çaÄŸda hâlâ insan alışveriÅŸ merkezlerine ve yürüyen merdivenlere hayret eder mi?” dediler). Yine de Kültür çok iyiydi.
‘Ada’m kireç tutmuyor
Alper karakteri üzerinden düşünmeye devam edersek, seks parasız olunca ‘teklemesi’, hep meselelerin kolayına kaçması, eskinin deÄŸerlerinden alabildiÄŸine uzaklaÅŸmak için çabalamasına raÄŸmen iÅŸ müziÄŸe gelince çark etmesi ve doÄŸru dürüst bir iliÅŸkiyi yürütmeye ‘paçası’nın yetmemesi, son derece güzel ayrıntılar olmuÅŸ. Ayrıca filmin ‘demode’likleri faslından ele alınacak kumsal sahneleri de, nedense bana çok arabesk ama çok da güzel geldi.
Sonuçta Alper’in derdi özel olarak neydi, tam anlayabildiÄŸimi söyleyemem ama geçmiÅŸi, kendisini korkutan çok sayıda insan var bu topraklarda. Galiba mutsuzluÄŸumuzun nedenlerinden biri de bu (fakirlik ve ekonominin eÅŸitsiz dağılımı gibi ‘katı’ gerçekleri dışarıda tutarsak). Alper’in hikâyesine gelince; ona geçmiÅŸini en çok annesi hatırlatıyor (aslında Müzeyyen Hanım’la Alper’in iliÅŸkisinde film, ‘Babam ve OÄŸlum’dan mülhem ‘Annem ve OÄŸlum’ tadına ulaşıyor). Ve bu aÅŸamada da kurulu düzeni bozulmasın diye, herkesi hayatından kapı dışarı ediyor. Bu yeri geldiÄŸinde annesi oluyor, yeri geldiÄŸinde de sevgilisi…. ÇaÄŸan Irmak, iÅŸte bu bencil adamın öyküsünden bana kalırsa modern zamanların Türk sinemasına bir ‘Love story’ hediye etmiÅŸ (HoÅŸ, bizim ‘Love story’mize kanser damgasını vurmuyor ama zaten Alper gibiler de adamı kanser eder doÄŸrusu).
Son olarak filmin müzikleri çok iyiydi. Bora EbeoÄŸlu’nu ama en çok Nil Burak’ı anmak, en azından bizim kuÅŸaÄŸa iyi geldi. Sanırım, eskilere bu filmden sonra yeniden göz atmanın tam da sırası…
Kategori KategorilenmemiÅŸ | Yorumlar (0)
